Laboratuvar Çalışma Güvenliğinin Önemi… “Kaza Geliyorum Der…!!! “

Bloğumda laboratuvar güvenliği üzerine yazıların da olacağı bir katagori açmayı düşündüğüm şu sıralar bir iş kazası geçirdim. Yaşadığım kazayı yazıya dökmenin pekte iyi bir başlangıç olmadığını düşünmüştüm. Fakat bunu sizlerle paylaşarak konunun önemine dikkat çekmenin daha faydalı olacağını gördüm. Böylelikle talihsiz bir olay sayesinde  “Laboratuvar Güvenliği” katagorisinde ilk yazımı yayınlamış oldum.

Konuyu çok uzatmadan neler yaşadım bunu anlatayım. Bir üniversite laboratuvarında araştırmacı kimyager olarak çalışıyorum.  Ar-Ge çalışmaları belirli bir disiplin ve plan gerektirir. Bu nedenle laboratuvara girdiğimizde en pratik ve doğru şekilde işimizi yapmamız gerekiyor. İki arkadaş bir proje üzerinde çalışıyoruz. Laboratuvara girmeden önce planlamalarımızı yaptık ve mobil faz hazırlama görevi bana düştü. Plana başlamadan atladığımız bir detay vardı. Planımızı yapmadan numuneleri -80 C’den çıkartmıştık ve zaman hesabımıza bu faktörü katmadık. Zamanlamada yaptığımız bu hata mobil fazı hazırlamak için en kısa yolu seçmemize sebep oldu.

% 0.1 Formik asit içeren bir çözelti hazırlayacaktım. Formik asit çözeltisi ile daha önce defalarca çalışmıştım. Bu nedenle sağlığımız ve iş kazalarının önlenmesi açısından asitlerle çalışırken nasıl çalışmak gerektiğini de gayet iyi biliyordum. Hesaplamalarımızı yaparken atladığımız ufak detay, bizi yolun en kısasını seçerek işimizi hızlandırmaya itti. Burada bizi çeker ocak dışında çalışmaya sevk eden bir çok faktör var. Alınacak hacmin 1 ml olasını tehlike olarak görmememiz, çeker ocağın konumlandırılması ve rutinde kullanan gruptan izin isteme süreci gibi.

Bu detayları geçiştirdikten sonra birde ” Canım no’lucak yıllardır yaptığımız iş, gözümüz kapalı yaparız.” dedik. Film işte burada koptu. Yıllar önce bir eğitimde şöyle bir not almıştım; ” İş kazalarının büyük çoğunluğu mesleki özgüvenden kaynaklıdır.” Bu sözü yaşadığım kaza ile en iyi şekilde idrak ettim. Burada çok ince bir çizgi var. Tecrübenin ve iş güvenliğinin dengede götürülmesi gerektiği. Yani mesleki özgüvenimizin, iş güvenliğimizin önüne geçtiği noktada kaza kaçınılmaz son oluyor. İş güvenliği sizin tecrübenizden faydalanılmasını engelliyorsa oradan da iş çıkmıyor. Bu denge çok iyi kurulmalı.

Ben tam bu noktada mesleki özgüvenin verdiği cesaretle %98’lik formik asiti çeker ocak dışında porsiyonladım. Diğer bir detayda önlüğümün kolu çok geniş olduğu için bileğimin yaklaşık 10 cm üstüne kadar katlamıştım. Aslında kaza geliyorum demiş ama ihtimal o kadar zayıf ki ben bunu ihmal ettim. Elimde eldiven var, önlüğüm giyili ve tüm bunlar kolumun yanmasına engel olamadı. 1.5 ml’lik tüpe aldığım formik asit kapağını kapatırken anlam veremediğimiz bir hızla elimden fırladı. Kolumda bulunan 6-7 cm’lik açıklıktan tenime döküldü. Aman Allah’ım bu nasıl bir acı? Bunu tarif edemem. Ancak yaşayanlar bilir. Bir anda bu hissettiğim acı ile ne yapacağımı şaşırdım. Arkadaşım da panikledi. Beni kurtaran tek şey lavaboya yakın olmam oldu. Anlık bir düşünme ile suya tutmaya karar verdim. Dehşet bir acı hissi vardı elimde.

Daha önceden asit dökülmelerinde yavaş akan bir suda dökülme bölgesinin yıkana bileceğini duymuştum. Kolumu hemen hafif akan suyun altına tuttum. Tabi tutmadan önce o acı ile bir detayı daha atladım. Bir peceteye asiti emdirerek su ile dağılmasını ve daha fazla alanı yakmasını önleyebilirdik. Bu detayı da atlayınca suyu ilk tutmam ile birlikte yanan alan bir hayli çoğaldı. Bu olayların ardından vakit geçirmeden en yakın sağlık birimine gittik ve müdahale ettiler. Neyse ki daha büyük bir kaza yaşamamış ve bu küçük yanık ile atlatmıştım. Elimden fırlayan kapak gözüme veya yüzüme gelebilir daha vahim sonuçlar doğurabilirdi.

Bu anlattığım olayda benim kişisel hatalarım olduğu gibi çalıştığım laboratuvarın dizaynsal hatalarıda olduğu aşikar. Mesela; numune hazırlama odasında en çok kullanılan çeker ocak, çalışma ortamından dışarıda ve  iki oda iç içe ayrı bir alana konumlandırılmış. Kimyasal dolabından reaktifler alındıktan sonra sürgülü iki kapıdan geçilerek kabine ulaşılabiliyor. Kapılarıda ayrıca düğmelere basarak açabiliyoruz. Bunun yanısıra; beher, pipet, puhar gibi gerekli tüm malzemeler oraya taşınacak ve tekrar yerlerine konulacak. Ekstradan o çeker ocakta rutin çalışan gruptan izin istemek gerekecek. Bunun için eldiven, önlük ve galoş çıkartılarak ofise gidilip izin alınacak ve tekrar bunlar giyilerek çalışmaya devam edilecek. Bu dizany analiste çok zaman kaybettirdiği için zaman kazanılması gerektiğinde elenebilecekler listesinde başta yer alıyor. Bu nedenle laboratuvar dizaynları da iş güvenliğinin bir parçası olarak değerlendirilmelidir. İş akışları, çalışanların en pratik yoldan işlemlerini gerçekleştireceği şekilde önceden dizayn edilerek sümile edilmelidir. Böylelikle analistin zaman tasarruf etmek istediğinde eleyebileceği basamaklar listesinde iş güvenliği ekipmanlarının olmadığı görülmelidir.

Laboratuvar dizanyları her zaman son kullanıcının beklenti ve istekleri doğrultusunda en makul düzeyde yapılmalıdır. Her zaman savunduğum bir konu; doğru tasarlanmamış ortamlar çalışanı gün içerisinde daha fazla yorarak iş verimini azaltır gerçeğidir. Çalışan daha çok yorulacağı ve birim zamanda daha az iş çıkaracağı için motivasyonu düşerken, işverenin maliyetleri artacaktır.. Demem o ki tüm bunlar bir zincirin halkalarıdır. Sağlıklı ve verimli bir ortam oluşturmanın temelini iyi bir  dizayn oluşturur.  Buda ancak işini iyi bilen ve hatta önceden bu ortamlarda çalışarak  tecrübe kazanmış şirketlerden hizmet almak ile sağlanabilir. Unutmayın bir işi en iyi yapan bilir. İyi bir dizaynı sürekli eğitim politikası izlenerek çalışanların hatalarını minimize etmek takip eder.  Böylelikle bilinçli çalışanlar ile maksimum verim sağlanabilir.

Yine de iyi bir analist için tüm bu olumsuzluklar bahane oluşturmamalıdır. Kendi sağlığımız her zaman önde gelmelidir. Sağlığımızı koruduğumuzda, dolaylı olarak arkadaşlarımızın sağlığını da korumuş oluruz. Çalışma ortamında kendi sağlığımızı düşündüğümüzde; iş verimimiz artar, maliyetler düşer, iş kazaları azalır.

Sonuç olarak vurgulamak istediğim; her ne sebeple olursa olsun iş güvenliğinden ödün vermememiz gerektiğidir. Başta da belirttiğim gibi mesleki özgüven kontrol edilmediğinde bizim en büyük düşmanımız olabilir. Siz siz olun çalışma ortamının gerektirdiği tüm güvenlik önlemleri sağlanmadan çalışmaya başlamayın..!!

Orhan ÇAKAN

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Kimya Bölümü'nden 2009 yılında mezun oldu. Sakarya Üniversitesi Kalite Yönetimi Yüksek Lisans ve Medipol Üniversitesi Biyokimya Yüksek Lisans Mezunu. Sırasıyla; Abdi İbrahim İlaç Hammadde Kalite Kontrol Analisti, World Medicine İlaç Analitik Metot Geliştirme ve Validasyon Uzmanı, İstanbul Medipol Üniversitesi REMER Proteomik Laboratuvarında Araştırmacı Kimyager olarak çalıştı. Şu an Türkiye Gübre Fabrikaları Ar-Ge Merkezinde Araştırmacı Biyokimyager olarak çalışma hayatına devam etmektedir.

Bir cevap yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.